”İnsanlara boş elini uzattığında bir şey alama.” demiyorum.
”Dolu elini uzat da, kabul edecek kimseyi bulama.” diyorum.
Ben sana ”Sen, benim kendime verdiğim son şanssın.” diyerek gelmiş ve sen bunu umursamamışsan; seni ancak benim kadar yalnız kalmak, benim kadar boşluk duygusu ile boğuşmak iflah eder.
Hala dünya üzerinde 80 yaşında el ele tutuşup gezen çiftler var.
Bu, sevginin hala var olduğunu gösteriyor. Ama kendime baktığımda ikili ilişkilerde çok başarılı olamadığımı görüyorum. Çünkü ilişki bitiyor. Ben istemesem de. Bu bana hep bende bir sıkıntının olduğunu düşündürdü. Ben niçin kalamıyorum birinde, yahut birileri neden kalmak istemiyor bende diye. Belki çok yanlış. Belki çok büyük bir yanılgı bu. Belki çok büyük fırsatlar tepiyorum. Pişmanlık duyacağım hatalar yapıyorum belki. Ama güvenip,güvenmez olsaydım demek daha büyük bir pişmanlık. Kendine daha az tölerans tanıyor insan. Ve kendine verdiğin son şansı değerlendirememenin acısı daha büyük. Daha derin. Yaşadım,biliyorum. Ben de çok istiyorum her şeyi ile benim olacak birini. Yahut her şeyimle ait olabileceğim birini. Yalnızca bir kez, çok istedim. Olmadı. Demek ki istemekle olmuyor.
Nasıl gider?
Gitti, nasıl dönmez?
Aklım almıyor.
Bütün yanılgılarını düzelttim.
Bütün hatalarını affettim.
Bütün kızgınlıklarını yatıştırdım.
Bütün kırgınlıklarını onardım.
Bana sesleniyorsun şimdi çok uzaktan.
Bütün söylediklerini duyuyorum.
Ama seni anlayacak, sana hak verecek dinginlikte olmadığım için
lütfen kusura bakma.
Yazmak,yoğunlaşmak isteyen bir iş. Günleri o kadar parçalı yaşıyorum ki,konsantrasyonu sağlamak inanılmaz zor oluyor. Kim katılır, kim katılmaz bilemem ama yazmak, insanın kendi içindeki karanlığı deşmesi demektir. Çağımızın ne bu karanlığa, ne bu derinliğe ne de bu dağınıklığa tahammülü var. Her nedense insanın duygusallığı, acemiliği, günahkarlığı, sıkça hata yapan bir canlı oluşu kabul görmüyor.
Boşluklarımı topluyorum sonuç ‘’sen’’ çıkıyor.
Unutuyorsun verdiğin sözü. ‘’Ne olursa olsun, seninleyim’’ demiştin.
Kaza psikolojisi o kadar kötü ki.
Önce yanındakilere bakıyorsun ”kimsede ciddi bir şey yok” diyorsun ve sırf kimsede bir şey olmadığı için yaşadığına şükrediyorsun. Şuna eminim, arabada herhangi birinde bir şey olsaydı, yaşadığıma şükretmezdim.
Şuna inanıyorum ;
Seviyorum diyen bir insan haftalar boyu arayıp sormuyorsa, merak etmiyorsa, endişelenmiyorsa, özlemiyorsa ; arayıp sorduğu, merak ettiği, endişelendiği, özlediği başka insanlar vardır.
”Sevgi” değildir o, sevse duramaz ki. Ben duramam şahsen. Ama durabilmeyi de öğreniyor insan. Zaten bu sıra en çok Murathan Mungan’a hak veriyorum. Diyor ki ;
”Beklemek ve ummak kadınlara verilmiş iki cezadır.”
Vaktinden önce anlamanın şaşkınlığı mı?
Vaktinde anlamanın sevinci mi?
Ya da biraz geç kalmanın
O gereksiz tedirginliği mi?
Hangisi?
Ama belli ki sonundayız her şeyin
EN SONUNDA…
Edip Cansever